Sevgiliye Mektup

Gözlerin Gönlüme Vurdu

Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurdan kaçıp, Kadıköy iskelesinden kalkan son vapura zor atmıştım kendimi. Evle iş arasında soluksuz kalmış hayatımın, monoton ve gri havasından kaçıp, yine Kadıköy sahilinin masmavi baharına atmıştım kendimi her Pazar olduğu gibi… Koskoca bir günün mehtap aralıklarında inleyişi, yorgun vapur homurtusuyla birleşince, daha eve varmadan grileşiyordu dünyam. Her Pazar aynı senaryoyu oynasam da bir dahaki pazarı düşünerek, bir nebze de olsa teskin ediyordum kırılgan ruhumun çocuk kalbini.

Vapurun arka tarafında oturup bir sigara yakmıştım yine gözlerimden fersah fersah uzaklaşan maviliğe ve duman duman tütmüştü içimde sükûn etmiş yalnızlığım. Bir sesle irkilmiştim oturduğum yerden. Bulutlar irkilmişti ve dağılan ürkek bulutların arasından, mehtap sükûn etmişti karanlığın anahtar deliğinde. Yıldızlar, boncuk boncuk dizilivermişti bulutların kirpiklerine ve o ses tekrar etmişti hacetini: “Oturabilir miyim?”

Utangaç başımı kaldırmadan, sadece kenara çekilmiştim. Sonra oturmuştun yanıma. Üzerimde gezinmişti gözlerin uzun uzun. Hissetmiştim… Kalbim, çarmıha gerilmiş azgın bir dalga gibi göğsümü çatlatırken hissetmiştim bana baktığını. Sonra yavaşça başımı kaldırıp, ürkek gözlerimle gözlerine sokuluvermiştim utana sıkıla ve sen, kirpiklerimin aralığından gizlice süzülüvermiştin kalbimin en mahrem köşesine. Gözlerinle okşamıştın bütün incinmişliğimi. Gözlerin gözlerime değdiğinde, elini uzatmıştın ve ismini fısıldamıştı dudakların.

Ellerim ellerinde titremişti ve ben, yine sessiz kalmıştım. “Memnun oldum” demekten öteye gitmemişti kurduğum cümle. Başım yine omzuma düşmüştü, oradan da ayakuçlarıma…

İsmini hece hece tekrarlamıştı suskunluğun ve ismin, martıların seslerine karışarak tekrar tekrar çınlamıştı kulaklarımda. Sonra Eminönü İskelesi’ne yaklaşan vapurun homurtusuyla uyanmıştı kalbimde çığlık çığlığa bir hasret. Gözlerim gözlerinle birleşmişti yine… Kalbim, sinemi çatlatırcasına çırpınmaya başlamıştı. Ufukta kızıla kesmiş bir günün bitiş saatiydi ve sen usulca ayağa kalkmıştın. Garip bir duygu esnemesiyle ayağa kalkmıştı korkularım. “İnmiyor musunuz?” diye sormuştun bana ve ben, sessizliğin parmak uçlarına basarak doğrulmuştum. Yavaşça iskeleye yönelmiştin. Uzun uzun arkandan bakakalmıştım. İskeleye doğru akan kalabalığa karışıp kaybolmuştun sen ve bir daha seni göremeyeceğim korkusuyla yorgun adımlarımı sana doğru sürüklemişti hasret tadında bir his. Garipsemiştim aslında ama seni daha oracıkta özlemiştim. Anlamsız gelse de iliklerime kadar üşümüştüm ardın sıra.

Bir daha seni göremeyeceğimi düşünürken, göz göze gelmiştik jeton gişesinin önünde ve kalbim sevinç çığlıklarıyla tükenen umutlarımın boynuna atılmıştı bin nefes. Gönlümün eteklerinde yediverenler yeşermişti. Gözlerimde sevince durmuştu çiğdemler. “Nerde kaldınız?” diye sormuşluğunda, beni değerli kılan bir şeyler hissetmiştim. Sesinin sıcaklığında büyümüştü adamlığım ve önemli bir insan oluvermiştim. Hayatla dalaşım bitmişti o anda. Sevgi tomurcukları istila etmişti baktığım her şeyi. Ama yine sana söyleyecek bir şey bulamamıştım. Dilsiz cümleler kurmuştum suskunluğumun bakışlarında yansıyan. Dilsiz ama derin… Derin ama hülyalı… İfadesiz kalan ifadelerin imasına bürünmüş bakışlarım, gözlerinde kalakalmıştı. Sadece hayretle yetinmişti duruşum ve sen yinelemiştin: “İşiniz mi var yoksa?”

İşte o an dilimin kemendi çözülmüştü. Sessizliğin kepengi açılmıştı duyguların dilice. “Bir şeyler içebilir miyiz? Tabi isterseniz…”

Başını kaldırıp gülümsemiştin ta yüreğime ve sessiz bırakmıştın her şeyi. Her şeyi anlamlı ve sevilmeğe değer kılmıştın. Yaşamayı bile… Nefes alıp vermekten ibaret yaşamım, bambaşka koylara yelken açmıştı ve sen fısıltıyla: “Hiç sormayacaksın sandım” diye cevap vermiştin. Can vermiştin canıma. Anlama anlam katmıştı sözlerin. En güzel duyguların lehçesine doyumsuz bir aşkın mayasını çalmıştın.

Beraberce yürümüştük sahil boyunca. Bir tablonun iki ayrıntısı gibi titriyordu dalgalarda yansıyan gölgelerimiz. Tek diyalogumuz, arada bir göz göze gelip bakışmalarımızdı. Ne sen konuşuyordun, ne de ben. Sessizliğe hüküm giymiş iki yürek gibi, kendi ritmimizde birbirimize akıp duruyorduk. Öyle ürkek, öyle tedirgin ve öyle kendi halinde…

Sahil kenarında müşteri bekleyen masaları görünce, sessizliği yine sen bozmuştun. “Hah şurada oturalım.” Ve geçip ebruli bir akşamın kıyısında oturuvermiştik karşılıklı.

Sahile vuran dalgalar çatlıyordu adeta ve ben, dilimin perçemine yapışmış sözcükleri bir türlü kusamıyordum. Çekingen sözcükler, cümleleşmeden damlıyordu dilimin perçeminden genzimin yanaklarına. Ben sözcükleri yutkunurken, gözlerim gözlerini yutkunuyordu ve ben, kaskatı kesiliyordum saçalarının rüzgârla raksında.

Sıkışıp kalmıştım umut ve umutsuzluk parantezleri arasında. Benim olmandan da korkuyordum, senin olmamdan da… Tam benim olmanı isterken, kalbime tüneyen eski bir hasmım ürkütüyordu gizlice. Terk edilmek ve bitip tükenmek uçsuz bucaksız bekleyişlerin kapı aralığında… Senin olmak isterken, kendim olamamak ve bir gün bir köşede unutulmak kendimin olamadan…

Denizin bulanık yüzünde salınan erguvan parıltılar aksetmişti yüzüne ve ürpermiştin birden. “Çok üşüdüm. Kalkalım istersen” deyip ayağa kalkmıştın aceleyle. Yüreğimi çizip geçen hatıralar ve özlemler ayağa kalkmıştı. Yüreğimi burkan bir korku çoktan ayaklanmıştı iliklerimin hazanında.

Yavaşça ayağa kalkmıştım ben de. Hesabı ödeyip gözbebeklerine durmuştum meraklı bakışlarla. Sen gülümsemiştin. “nereye?” diye sormuştun sonra. Zoraki : “Florya” diyebilmiştim ve sen pervasızca elini uzatmıştın. “O zaman hoşça kal!”

Nerede oturduğunu bile soramamıştım ve bir kitabın yaprakları arasında unutulmuş bir çiçeğin uzak kokusunda bırakmıştın beni giderken. Öylesine kırılgan… Öylesine anlamsız ve öylesine tek başına…

O günden sonra her Pazar bekledim seni. Her Pazar anlamı oldun sahillerin ve yanıp yanıp söndün gözlerimin kandilinde. Nereye baksam seni aradım. Kime baksam sana benzettim. Kimi sana benzettiysem, kül oldu hayallerim…

O günün üzerinden tam üç ay geçti. Her Pazar zehirli bir oktur inan sinemde. Gidişin yanan bir oddur gözbebeklerimde. Her Pazar, yeni bir umuttur rüzgârın soluğunda perdeleri aralar. Sabah güneşle uyanıp, koşarım Kadıköy sahiline. En güzel giysilerimi giyerim senin için. Saçlarımı dağınık bırakırım hüznümü saklasın diye. Tek tek sahilde dolaşanları süzerim ve seni ararım tanımadığım yüzlerin coğrafyasında telaşla. Sonra yorgun, bitap düşer umut güvercinleri ve yıkılmış bir çınar gibi yığılırım seninle oturup çay içtiğimiz o erguvan parıltılı akşamın kıyısında.

Bilmem daha kaç zaman sürer sana yanmışlığım. Bir günlük gülüşüne, ayların odunu yakmışsın da anlayamamışım. Anlayamamışsın… Sakin bir İstanbul akşamında, haziran bakışlarla gelmiştin. Kıvrılıp sessizce yamacına oturmuştun içinde yuvarlandığım boşluğun. Uzatmıştın elini umudu fısıldamıştı dudakların. Hayatı fısıldamıştı. Yaşamın ta kendisini…

Uzanmıştım eline belki o boşluktan çekip çıkarırsın diye… Evet, çekip çıkardın beni o boşluktan, yağmurlu bir haziran akşamı. Ve eylülün inleyen hazanına bıraktın kuru bir yaprak gibi… Savrulmaktayım ve rüzgârın her santiminde seni aramaktayım. Dudaklarından süzülen tebessüm yerini azgın rüzgârlara bırakmış. Şimdi sen yoksun ve hiç olmadın aslında. İsmini her andığımda, kahredici bir ayaz ısırmakta dudaklarımı ve ben, güzel bir rüyanın bitiminde uyandım en acı gerçeğe. Anladım, sen sadece bir hayaldin, gönlümün gözüne vurdu gözlerin…

images (21)

Sevgiliye

Sen…Yüzümdeki gülüşlerin,ellerimdeki terlemenin,yüreğimdeki deli atışın sebebi…Her gece uykum,her sabah güneşim.Yıldızım,ay’ım,akan kanım.Bitmeyen masalım.Bahçedeki çiçeğim,çiçekteki rengim.Gökyüzüm,denizim,mavim sen…
Sevdamın adresi,aşkımızın menzili,içkimdeki tat,yaşadığım hayat sen…Sebebim,niyetim,geleceğim,geçmişim,bilinmezl iğim,belirsizliğim,kararlılığım,kararsızlığım sen…Bitmez yolculuğum,sonsuzluğum.Sen,gözüm,elim,yüreğim.Bebe ğim sen…
Hani gidecek olsan,yollarına sererim tüm kır çiçeklerini.Bilirim basamazsın çiçeklere de yine kalırsın benimle.Üzülecek olsan,içim erir,kalırım öyle.SENİ ÜZEN BİŞEY BENİ BİN ÜZER İNAN.Kırıyorsam seni,bu benim dengesizliğimdendir,şaşırmışlığımdandır.Kendimle kavgalıyım ben.Bir yanım sana tutkun,bir yanım çok bencil.Kayboluşlara vuruyorum kendimi,seni üzdüğümü bilmeden.Her kayboluşum yara açıyor sende biliyorum.Ah ben,nasıl da vurdumduymaz olabiliyorum bazen…Bakma bana birtanem,içimdeki aşkın büyüklüğünü ölçme bunlarla.Seviyorum diyorsam seni,öyle.Gereğinden fazla ‘erkeğim’bazen,bağışla…
Seni bilirim ben,bir tek seni.Seni söylerim,seni duyarım her yerde ve her zaman.Sensiz olmaya gücüm yok artık,sensizliğe katlanmak benim harcım değil.Seni her şeyinle,ay parçası yüzünle,duruşunla,gülüşünle,bakışınla,konuşmanla,ç ocukluğunla,olgunluğunla,kızgınlığınla,şaşkınlığın la,güçlülüğünle,zayıflığınla kabul etmişim bi kere.NE DEĞİŞ,NE DE DEĞİŞTİR BENİ.Biz böyle sevdik birbirimizi.Seni sen yapan ne varsa kabulümdür hepsi.
Seni özlemek diye bir şey de var bu hayatta ve bu bazen öylesine dayanılmaz oluyor ki…YOKLUĞUNU YAŞAMAYI BECEREMİYORUM,ÜZGÜNÜM.İçimdeki o ‘fazla erkek’yokluğunda çekiliyor bir köşeye ve ben güçsüzlüğümle başbaşa kalıyorum.Katlanamıyorum anla,sensizliği ‘yok’ hükmünde sayıyorum.Sensizlik diye bir şey yok,öyleyse sensiz kalmak da yok.
Şimdi hangi denizin kıyısındaysan,hangi göğün altındaysan önce o sonsuz maviliğe sonra da başını yukarı kaldırıp yıldızlara bak.Aşkımı,yüreğimi,içimdeki seni mavilere yükleyip gönderiyorum,tut onu.Tut ve bırakma…Ben maviyi sende buldum,beni BAŞKA RENKLERLE KANDIRMA…

Kaynak: http://www.izafet.com/ask-and-sevgi/45728-sevgiliye-mektuplar.html#ixzz20FEqlinT

Sizde hemen vadidekizambak.net ile sohbet dünyasındaki en eğlenceli sohbetler etmek için vadinin en güzel chat sunucusu olan vadideki zambak sohbet odalarına buyrun hemen tıklayın. Sohbetteki yernizi hemen alıp doyasıya muhabbet içinde chat yapmak için aşağıdaki resme tıklayabilirsiniz. acele edin ne duruyorsunuz 🙂
images (21)

metup

Şu an parmaklarım sadece seni yazmak istiyor? Kalbimin seni istediği gibi..
Seni yazmak ne kadar güzelse..bir o kadar da zor?Bir bilsen bu aralar ne kadar uzaksın bana..
Sana daha yakın olmak için ..Durmadan seni hayal ediyorum.. Seni..!!

Hayaller kuruyorum seninle ilgili..Hani olsaya diyorum;..
Her sabah senin kokunla açsam gözlerimi güne.. ve her sabah sana dokunsam gözlerim kapalıyken henüz? Tüm gece sıcaklığında dalsam uykuya, ve bütün gün seni görmenin heyecanıyla beklesem akşamı…
Gecelerden korkuyorum şimdi sensiz geçtikleri için..
O gün gelse?her geceyi öyle basarim ki bağrıma sen gibi!..?Ama.. ama sen yoksun ?

Şu an çok güzel bir aşk şarkısı çalıyor.. Aynı şarkıyı defalarda baştan baştan dinliyorum, öyle bir an geliyorki huzuru hissediyorum ve duruyorum onu sadece hissediyorum? bir an içindeyim sanıyorum ama aslında baktığım bir resim bu? Şarkı hala çalmaya devam ediyor kim bilir belki onuncu kere dinliyorum ve hala hissetmeye devam ediyorum. ?İçine girmek istiyorum bu güzel şarkının bir notası olmak istiyorum… Gücümün yetmediği şeyleri istiyorum bir notanın içinde erimek, duyulmak, sevilmek, dinlenmek sonrada tekrar çalınıncaya dek susmak kaybolmak istiyorum…

Şarkı hala çalıyor ve ben orda olamıyorum içine giremiyorum ruhum notalarında eriyip yok olmuyor. Sadece dünyadan kopuyorum bir kaç saniyeliğine..Sonra gerçeğe dönüyorum..

Senin için varolduğunu bildiğin, senin için nefes aldığının farkında olduğun bir yürekten zorunlu olarak ayrı kalmak ne zor?
Çok uzakta bir sen görürüm hayalimde, koşarım kavuşmak, koklamak, sarılmak için sana; Sonra uyanırım..her tarafım uçurum..Sanki bir adım atsam sensizlikte yok olup gidecekmişim gibi.. İşte o an ölürüm..Gözlerimden bir damla sen düşer, ağlamaklı olurum. Gecenin karanlığı korkutur, göz yaşlarım boğar beni.

İnan ki bir fısıltı gibisin karanlıkta kulaklarımda çınlayan, ruhumu, duygularımı okşayan ve kanımda damla damla akan.
Seni bekliyorum her güneş ışığında ve her gün doğuşunda.
Her kızıllığında akşamın, içime bir ok giriyor tüm bedenimi tarıyor sanki… İçim kanlanıyor, akışı yavaşlıyor?
Her akşam ümidimi kendime gömüp tutuyorum evin yolunu… O yalnız yatak, sensiz sesler ve boş içim. Sen olmadığından mı bu yabanilik diyorum bazen… Öyle evet… Senin olduğunu anımsıyorum..
Gülümserdim ben… Gülerdi yüzüm, gözlerim. Sana bakmak, bakmasam da seni hissetmek yeterdi bana? Yine hissediyorum ben seni ama ellerim havada… Boşluğu tutuyorum? Boslukta geziyor gozlerim?Ey adına ömrümü adadığım nerdesin?. Gelsen?Çok şey de istemiyorum aslında sadece son bir kez gelsen..Yumaşacık teninle sarsan beni..derin derin çeksem kokunu son bir kez içime..Çekeyim ki; bir daha gitsen de kokun kalsın üzerimde?
Bilirsin ben en çok geceleri paylaşırım sevgimi seninle… Gözyüzündeki bir yıldıza bakacağım bu gece ve bu bizim yıldızımız deyip gülümseyeceğim gecenin karanlığında.. Yüreğimi yüreğine katmış koşuyorum yine sana…Savunmasız, sakınmasız, sınırsız sevgimi haykırıyorum sana… Evet..Seni hala..ama hala Çok Seviyorum

Sizde hemen vadidekizambak.net ile sohbet dünyasındaki en eğlenceli sohbetler etmek için vadinin en güzel chat sunucusu olan vadideki zambak sohbet odalarına buyrun hemen tıklayın. Sohbetteki yernizi hemen alıp doyasıya muhabbet içinde chat yapmak için aşağıdaki resme tıklayabilirsiniz. acele edin ne duruyorsunuz 🙂
images (21)

mektup

Kelimelerin büyüsü kayboluyor sanki yavaş yavaş.. Öncelerde tek bir kelimem yeterken yüreğine akmama, şimdilerde ise bir dizi kelime yetmiyor ruhuna dokunmama… Oysa ki, aşktan öte bir duyguyla bağlıyım ben sana..

Hani ‘öyle alıştım ki sana, benden bir parça oldun sanki’ demiştin bana.. Alışma sevgili, sakın alışma bana. Alışkanlık önce heyecanı unutturur sonra ardından sıradanlık gelir çarçabuk. En sonda aşk yüreğinden çıkar gider ne olduğunu anlamadan.. Alışma bu yüzden bana, ne olur alışma. Aşkımı yüreğinden çıkarma..

Her an elinden kayıverecek bir kum tanesi olduğumu düşün. En ufak bir rüzgarda uçuverecek, bir yağmur damlasıyla akıp gidecek bir kum tanesi… Önce yüreğinde sakla o kum tanesini.. Kimseler görmesin. Hani derler ya ‘aşkımıza nazar değmesin’.. Görmesin kimse beni yüreğinde, sonra da yüreğinde unut beni. Yaşarım orda sessiz, kimsesiz.. Ama alıştım deme bana, hayatında olmama alışma sevgili, çünkü ben bir kum tanesiyim senin elinde.

Sana şimdilerde sadece yüreğim demek istiyorum sevgili.. Sana yüreğim demek istiyorum.. Öyle büyük ki benim yüreğim.. Şairin de dediği gibi ‘seni yüreğim kadar seviyorum’.

Sana ‘yüreğim’ demek istiyorum, çünkü her atışında bana yaşadığımı hissettirendir yüreğim.
Sana ‘yüreğim’ demek istiyorum, çünkü en değerli varlığım, yaşama nedenimdir yüreğim.

Bir kum tanesiyim ben..ürkek, narin, kırılgan.. öfkesi rüzgarla birleşince yüzünü acıtan bir kum tanesi.. Yüreği başka bedende atan, sevgisi dünyalar kadar olan.. Yok yok dünyalar kadar değil, ne güzel de demiş ya şair ‘seni yüreğim kadar seviyorum’…

Binlerce kum tanesi içinde bir kum tanesiyim sadece..
Sana aşık, sana ..
Bırak seveyim seni zamansızlıklar içinde..
Elinden kaymama izin verme ‘yüreğim’..
Sana alışmama da..

Sizde hemen vadidekizambak.net ile sohbet dünyasındaki en eğlenceli sohbetler etmek için vadinin en güzel chat sunucusu olan vadideki zambak sohbet odalarına buyrun hemen tıklayın. Sohbetteki yernizi hemen alıp doyasıya muhabbet içinde chat yapmak için aşağıdaki resme tıklayabilirsiniz. acele edin ne duruyorsunuz 🙂
images (21)

mektup

GİTTİN

Gittin…
Ben, arkandan sadece baktım.
Oysa; söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki…
“Gidersen iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini.
Gidersen sönecek içimdeki ateş
ve bir daha hiç kimse yakamayacak.
Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi
O karanlıkta yolumu kaybedeceğim” diyecektim sana.
Konuşamadım…
Gittin…
Gidişini görmemek için gözlerimi kapattım
Öylesine acıdıki içim, tutup koparsalardı kolumu
bacağımı bu kadar acı duymazdım.
Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden.
Ağlayamadım…

Gittin…
Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa
Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek,
tutkum hayatı seninle sadece paylaşmaktı.
Anlatamadım…

Gittin…
Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden
Ellerim değil miydi her dokunuşumda seni ürperten?
Ürperdin yine biliyorum.
Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini
Gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu.
Tutamadım.

Gittin…
Bir yıkım gibiydi gidişin
Sen adım adım uzaklaşırken benden
Çöküp kaldı bedenim olduğu yere
Nice terk edişlere dayanan yürek bu kez yenilmişti
Bu kadar zayıf değildim ben kalkmalıydım.
Kalkamadım…

Gittin…
Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum
Hazırdım gidişine,
Kaçak zamanları yaşıyorduk
Zaman bitecek ve sen gidecektin
Bense, gidişinin ertesi günü
Hayatıma kaldığım yerden yeniden başlayacaktım.
Başlayamadım…

Gittin…
Bir şey söyledin mi giderken?
“Kal” dememi istedin mi?
Son bir kez “seni seviyorum” dedin mi?
“Bekle beni döneceğim” diye umut verdin mi?
Beynim öylesine uğulduyorduki.
Duyamadım…

Gittin…
Nereye gittiğin önemli değildi
Binlerce kilometre uzakta da olsan,
iki metre ötemde de farketmiyordu.
Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu.
Kurtulmalıydım senden,
bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım.
Kurtulamadım…

Gittin…
Unutulanların arasına katılmalıydım
Anıları bir sandığa koyup
hayatı bir yerinden yakalamalıydım.
Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim.
Yapamadım…

Gittin…
Bir okyanusun ortasında
tek küreği kaybolmuş sandalda
Dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim şimdi.
Bil ki; sevmekten vazgeçmedim seni,
Bil ki; seninle birlikte sevdanı da taşıyacağım yüreğimde,
Bil ki; seni Unutamadım…

Sizde hemen vadidekizambak.net ile sohbet dünyasındaki en eğlenceli sohbetler etmek için vadinin en güzel chat sunucusu olan vadideki zambak sohbet odalarına buyrun hemen tıklayın. Sohbetteki yernizi hemen alıp doyasıya muhabbet içinde chat yapmak için aşağıdaki resme tıklayabilirsiniz. acele edin ne duruyorsunuz 🙂
images (21)

mektup

Birgün daha geçti sensiz.
Ben yine aynı bilgisayar başında, radyomun sesini az açmış zamanımı ve işimi bitirmeye çalışıyorum.
Öyle hasretimki yıldızlar altında seninle oturmaya, Deniz kenarında oturup martıları izlemeye.
Hatırlarmısın izmit’in sıcak günlerinde yüzümüzü okşarcasına esen rüzgara doğru bir bankta otururduk, sen başını omzuma yaslar denizin ve sonsuz maviliğin birleştiği noktaya dalardın, Bende usulca saçlarını okşar esen yelin o büyüleyici serinliğine kendimi bırakırdım.
Şimdi binlerce kilometre uzaktayız, Bazan mesafelere isyan edesim geliyor çünkü en ihtiyacım olduğu an sana, yalnızlığım yanımda oluyor.
Yalnızlığım sarıyor senin yerine beni,
Yalnızlığım paylaşıyor tüm dertlerimi,
Yalnızlığıma haykırıyorum deli gibi sevdiğimi…

ahh yanımda olsan,
Deli gibi sarılsam sana, öyle hasretimki…
Elimi kalbime koyduğum her an seni yanımda bulacakmış gibi oluyorum.
Sessizce adını fısıldıyorum Gözlerimi kapayarak. Sıcaklığın sarıyor dört bir yanımı.
Buz gibi odam birden sıcacık bir mekana dönüşüyor.
Özlüyorum birtanem. Sensizlik çok zor, üşüyorum…

Yazıyorum şuan hissettiklerimi, yazmaya çalışmak kar etmiyor çünkü inan hissettiklerimi yazmaya kelimeler yetmiyor. Meğer ne kifayetsizmiş sözcükler aşkın yanında, Gözlerine bir kere bakmam bir romanı yazmama yeter.
Hiç bir şey yerini tutmuyor senin.
soğuk klavyemin tıngırtıları beynimi kemiriyor adeta, Yoksun sevdiğim yoksun işte…
Müziğin her notasında sen varsın sanki
Bak ne diyor şarkıda , Onur Akın

“Geceyi sana yazdım sızımı sana
Tutundum güzel sesine tenine tutundum…”
Yanarım sana….

Sensizim sana koştum iklimler boyu
Uykular yanan liman uykular haram
bir vapur geçer dalgasında savrulan ben
dön yürek yurduma evine dön

Yanarım sana…

Bir gece daha geçti en insafsızından, ayrı kalmak ne zormuş be cancağzım.

Yetmiyor yazmak hasretimi gidermeye
Yetmiyor hiçbirşey senin özlemini gidermeye.
Anladım ben sensizken yarım kalmış bir roman gibi anlamsızım.
Unutma sevdiğim,
ne kadar uzakta olursam olayım yine sendeyim.
Birgün uzaklarda yakın olur, önemli olan YÜREKLER BİR OLSUN

Sizde hemen vadidekizambak.net ile sohbet dünyasındaki en eğlenceli sohbetler etmek için vadinin en güzel chat sunucusu olan vadideki zambak sohbet odalarına buyrun hemen tıklayın. Sohbetteki yernizi hemen alıp doyasıya muhabbet içinde chat yapmak için aşağıdaki resme tıklayabilirsiniz. acele edin ne duruyorsunuz 🙂
images (21)

mektup

Bana uzattığın bit buket sevgiyi almaya korktu ellerim.İlk defa titredi çekindi tutmaya o sevgiyi.Etraf buram buram sevgi kokarken benim için benim içim sanki buz kesti.dona kaldım birden niye böyle olduğumu bilmiyorum ama sevgi gözümü korkutmuştu.Sevgi her zaman acımı verirdi insana.İllakide bir parçasını alevler içinde yakar daha sonrada ardına bakmadan gidermiydi.Sevgi bu kadar acımasızmıydı.
Zamanlama önemlimiydi ki aşkta.O kalbin habersiz misafiri değimliydi.Benide bu haliyle yakmadı mı?Beni eline alıp duvardan duvara vurup kalbimi kor ateşlerde yakıp daha sonrada kapanmayacak yaralar bırakıp giden o değilmiydi?
Bunun için mi sevgiden bu kadar korkuyorum.Ben ki yasakları dinlemez,nerede imkansız şey varsa onu istemez miydim?Peki niye şimdi sevgiden kaçıyorum.Önceden ben onu kovalar bulmak için ne çabalar harcardım.Ya şimdi kapımın önünde duruyor ama kapıyı açmak için tereddüt ediyorum.İçeri girdiğinde yine üzülen ya ben olursam Dayanabilir miyim ki?bu darbeye kaldırabilir miyim?
Ama her şeyin bedeli yokmuydu.Aşk her zaman mutluluk demek değil ya.Dünyada en ağır bedeli aşk için ödüyoruz herhalde.Mutlu olmak isteyenlere yanında promosyon olarak acı,keder ve gözyaşı veriyorlar.
Dünyanın en bedava şeyi hayal kurmakken biz onu dahi yapamıyoruz.İçimizde koskocaman bir sevgi ağacı büyütmeye çalışıyoruz.O ağacın her yaprağında bizim olduğumuz ama yapamıyoruz.Çünkü bir gün o ağacın kesileceğini ikimizde çok iyi biliyoruz.İmkansız olanların gerçekleşmeyecek hayaller kurmanın ne kadar aptalca olduğunu bildiğimiz halde keşke böyle olmasaydı demekten alamıyoruz kendimizi.Gerçektende aşkın zamanı yokmuş.Beyinde bir sürü soru bırakıp gidiyormuş.Eğer bu soruların cevabı olsaydı demek ki aşk olmazmış.Sevgi insana keder ve dertten başka bir şey getirmezmiş gelirken yanında.Sevgi bir şekilde kalbe girerken mantık uçup gidermiş beyinden.Zaten mantığın olduğu yerde sevginin işi de yok.
Kalbimi senin ellerine bırakırken hiç korkmamıştım.Bir hamur gibiydim beklide istediğin gibi yoğurup daha sonrada bana bakıp işte benim eserim diyebilirdin.Ama ikimizde çocuk değildik.ve olanların farkındaydık.Bu aşk baştan sona kadar imkansızdı ve biz imkansızı kovalıyorduk.Bunun sonu da bir yenilgiden başka bir şey değildi.Sevgi ilk defa yenilecekti ve bizim bunu kaldırabilecek gücümüz yoktu.En güzel çare sevgimizi kalbimize gömüp uzaklaşmaktı.Coşkun dereler gibi çağlayan kalplerimizi susturmaktan ve o sevgi ağacının yaprakları sararıp solmadan bu aşka bir son vermeliydik.Zaten yarını düşünmüyorduk ki.Bizim yaşadığımız bugündü ve yarının hayatımızda yeri de yoktu.Çünkü bu ikimize de uymazdı.Bizim sevgimiz konuşmaktansa susmayı tercih ederdi tıpkı bizim gibi.Zaten sevgimizde bu yüzden yenilmedi mi?
Her şeyin ilacı olan zaman bizim sevgimizin ağrısını bile kesmedi,kanayan yarasını durduramadı.Ve rapor sonucunda da yazdığı gibi kanayan kalbimiz daha fazla dayanamadı oda sevgimiz gibi mücadeleye yenildi……..

Sizde hemen vadidekizambak.net ile sohbet dünyasındaki en eğlenceli sohbetler etmek için vadinin en güzel chat sunucusu olan vadideki zambak sohbet odalarına buyrun hemen tıklayın. Sohbetteki yernizi hemen alıp doyasıya muhabbet içinde chat yapmak için aşağıdaki resme tıklayabilirsiniz. acele edin ne duruyorsunuz 🙂
images (21)

mektup

Üşüyorum:hüzün şarkıları söyleyen bir Sonbaharın zemheriye dönüşmesinin verdiği, fani bir üşüme hissi değil bu sevdiğim ve ellerim buz kesmiş olmasına rağmen, ıssız bir gecede yokluğuna mahkum bir ruhla seni yazarak unutuyorum üşümüşlüğümü…
Yoruldum artık biliyor musun? Tek taraflı bir hayatı omuzlamaktan, hayatın yükü altında ezilmekten; birilerini arayıp sormaktan, anlatamayıp dinlemekten, sevmekten, seni beklemekten, her yeni güne belkilerle başlamaktan, sadece hıçkırıklarımı kendim duymalarımdan yoruldum ve sefaletin zincirleriyle hapsedilmiş bir aşkın yalnızlığında tükendim. Sabret diye diye erittim sabır taşlarını, bir an ümitsizliğe düşsem hayalin çıktı karşıma, gözlerine baktım ve kendimi yerli yerinde bulunca güzel gözlerinde, güç aldım acıların binlerce çeşidine karşı ama sabredecek gücüm kalmadı, hayalinin gözlerinde duramadım sevgili.
Oysaki nasılda ihtiyacım var sana, bilemezsin. Sarılsan bana bir annenin evladına gösterdiği o kutsal şefkatle, başımı göğsüne yaslasam ve yiten ümitlerimin ayak seslerini duysam kalbinin atışında, içine düştüğüm çaresizlikle birlikte sana sımsıkı sarılırken, sıcaklığını hissedip boğazıma düğümlenen ve içimde yankılanan hıçkırıklarımı özgür bırakıp ağlasam. Sen saçlarımı okşasan bir babanın nasırlı elleriyle oğlunun saçlarını okşadığı gibi ve ben içimdeki zehiri nehir misali akıtsam ne güzel olurdu sevgili. Ama yoksun işte ve ben bunların hepsi bir hayalden öteye gidemiyor, ne acı değil mi? Dostlarım, bugüne dek hayatıma giren tüm sevenlerim, değer verdikçe canımı alan sevdiklerimin yokluğu kadar gerçek yokluğun…
O kadar yalan ki insanların gülümsemeleri, o kadar menfaatperest olmuş ki yeryüzünde herhangi bir anı paylaştıklarım, artık alınacak bir canım, bir parçam kalmadığı için bir anda yok oluverdiler. Bir fotoğraf geldi gözlerimin önüme şimdi, kimdi hatırlamıyorum o fotoğrafı çeken, hatırladığım tek şey var ardında akbabanın olduğundan habersiz bir Afrikalı çocuğun çaresizliği ve resmi çeken kişi intihar etmişti sanırım o anı o karede ölümsüzleştirdikten sonra… Çünkü o çocuk ruhunu akbabaya teslim etmişti. Çaresizliğim o Afrikalı çocuğun ki gibi ve azabım o fotoğrafçınınkiyle aynı derecede acı verici, sevdiğimi sunduğum kim varsa sevgili, hepsi birer birer o akbaba gibi olup çıktı. Ama ben şimdiye kadar savaştım hayalinin sayesinde, bir yerlerde var olduğun ümidiyle yaşadım, seni delice sevdim ve yokluğunda bile seni içimde yaşattım her nefes alışımda… Ta ki, bu yazıyı kaleme aldığım şu ana kadar dayanabildim, bu saate kadar sen gelmedin, ruhumu akbabalara teslim ediyorum, gelsen de kurtaramazsın artık…
Herkes bayram sevinci yaşıyordu sevdiğim. Kim bilir sende yaşadın belki, kutlu olsun geçmiş bayramın ve gelecek olan bayramların ve ben bu bayram sabahı yine sessizce ağladım. Her bayramda olduğu gibi…. Kimsesizdim, çalmadım kimselerin kapılarını, kimsesizliğim kapımı çaldı, kapattım kendimi hücreme, gecenin karanlığına gizlenip çıktım dışarı gece saklar beni diyerek, kimsesizliğimle bayramlaştım, yalnızlığımın elini öptüm, sefaletimi bir tabakta sundum şeker tadında firari ruhuma…
İçini karattım değil mi? Affet beni sevgili, inan ki bunun tek sebebi; kimsesizliğimden, kalabalıklarda bile yalnızlaşmamdan, sefaletimin bana sunduğu çaresizlikten ve bir sen kaldın bu çaresizliğin ortasında tek dayanağım, içimi dökebileceğim, yazarak yaşadığım bir sen varsın, sadece sen anlarsın beni, dilinde zehir zemberek kelimeleri cansız kağıtların bedenine aktarırken sıcaklığını hissettiren ve seni bana getiren kalemimden başka tek sen varsın beni anlayabilen, beni terk etmeyen bir sen kaldın. Affet!
Sonuçta bende insanım, sana toz pembe bir dünya vermek, seninle toz pembe düşler kurmak isterdim. Gerçekliğinle el ele verebilseydim, iyi bir Ferhat olurdum ya da aşk ile yanmaların ötesine geçmiş bir Mecnun olurdum uğrunda, şüphen olmasın. Seninle gezmek isterdim, sen ne istersen alabilmek, gözlerine bakarak geceleri şiirlendirmek isterdim; bir yuvamızın olmasını, çocuklarımızın şen kahkahalarıyla şenlenmek, sen olunca yanımda üzülmelerin bile bir anlamı olurdu eminim. En çok neyi isterdim biliyor musun sevgili? Seni yazmak yerine yaşamak olsaydı kaderimde, ölüm kederlendirmezdi beni, doya doya yaşardım seni ve o an ölümsüzleşirdim.
Kaç zamandır yokum kendimde, kaç zamandır yoksun. Ne ben alışabildim sensizliğe, ne tütün kokusu sinmiş odam alışabildi hayalinsizliğe… İnan çok gücüme gidiyor; öykülerimde can bulan kadınların senin yerine beni sahiplenmesi ve kimsesiz sokaklarda attığım her adımla sen uzaklaşıyorsun sanki, bunu düşündükçe, sensiz kalmak gücüme gidiyor sevgili. Gözlerimi açmak bile istemiyorum, sensiz bir güne başlayacağımı biliyorum ve onulmaz yaralar açıyor ruhumda, gözlerimi açmıyorum bende, tüm dünya beni uykuda biliyor, oysa uykuyu unutalı çok oldu.
Hayalinde can bulan gülüşünü özledim. Kendimde unuttuğum ne varsa bulduğum hayalini özledim. Seni çok özledim, özlemlerim işgal edince yüreğimi, delice bir istekle, Neroncavari bir arzuyla bu şehri yakmak istedim, vazgeçtim daha sonra; eğer ateşe mahkum olursa bu şehir bende yanarım, bilmekteyim yanmaların acısını ama senin bu acıyı bilmeni istemiyorum sevgili. Sen yanmaları bilme, sensizliğimde yanmalarımı bilmediğin gibi… Bilme!
Nasıl da huzursuzum. Evimin çatısına tüneyen bu baykuş, Azrail’in habercisi gibi, ölümün yaklaştığını haber veriyor sanki, annem hastalandı yine, ayağı tutmaz oldu. Ben çaresizim, sefilim ve sefaletime bir aşkla seni dahil etmekten, sonrasında kaybetmekten korkuyorum. Daha bin bir çeşit dert başımda, görsen tanıyamazsın beni, genç yaşta karlar yağdı saçlarıma… Sıkıntılarda sevinçlerin olduğu gibi biz insanlar için. Geçecek elbet bu günler, seni kocaman bir gülümsemeyle karşılayacağım bir gün sevgili. Bekliyorum seni, unutma beklemelerimi. Seni seviyorum.

Sizde hemen vadidekizambak.net ile sohbet dünyasındaki en eğlenceli sohbetler etmek için vadinin en güzel chat sunucusu olan vadideki zambak sohbet odalarına buyrun hemen tıklayın. Sohbetteki yernizi hemen alıp doyasıya muhabbet içinde chat yapmak için aşağıdaki resme tıklayabilirsiniz. acele edin ne duruyorsunuz 🙂
images (21)

mektup yazmak

Büyütmek için tıklayın
Bu gün bendeki resimlerini ve mektuplarını yakıyorum.
Küllerini sana göndereceğim. İşte! Hepsi önümde
duruyor. Şu resim çekilirken karşında ben vardım,
hatırladın mı? Üzerini diyerek
imzalamışsın. Bu seni en çok anlatan resimdi
biliyorum. Bana en yakın olduğun resimdi… Karşında
ben vardım, gözlerin gözlerimdeydi… İçin benimle
doluydu, bakışların gibi. Önce bu resmini yakacağım,
bu en çok sen olan resmini. Sonra da diğerlerini
yakacağım. Hepsi birer birer kıvrılıp kül olacak
sonunda. Ya mektupların? Herbirini çok çok öptüğüm
mektupların…Satır satır içimde çakılı duran mektupların.
Onlarda yanacak. Senden madde olan hiçbir şey kalmasın
istemiyorum bende. İçimde bıraktığın eziklik yeter artık.

Artık seninle değil, verdiğin acılarla avunacağım. Seni bütün
arzuların üzerinde, bütün özlemlerin ötesinde
seveceğim artık. Sensiz bir dünya yaratacağım senden.
Dünya duracak ama sen durmayacaksın. Zaman bitecek,
ama sen bitmeyeceksin. Bir gün bütün çiçekleri solacak
bahçelerin, yıldızlar ışık vermeyecek, güneş
doğmayacak hiç. Ama sen solmayacaksın, sen
eksilmeyeceksin. Seni maddenin dışına çıkarıyorum.
Ölümsüzlüğün kapılarını açıyorum sana… Anlamıyor
musun?

Daha düne kadar her yerini ayrı ayrı seviyordum.
Ellerini tuttuğum zamanlar ürperirdim, başım dönerdi
gözlerine bakınca. Dudakların her öpüşte yeniden
dünyaya getirirdi beni. Al işte, hepsini sana
bırakıyorum. Güzelliğinde senin olsun dişiliğinde..

Göreceksin, bir gün her yerin şu mektuplar, şu
resimler gibi kül olup dağılacak.
Bir tel bile kalmayacak saçlarından. Niceleri gibi sen
de göçüp gideceksin bir gün… Önce güzeliğin terk
edecek seni. Ellerin buruşacak, belin bükülecek,
ak pak olacak saçların. Boş bir çuvala döneceksin.
Gözlerinde o vahşi pırıltı kalmayacak, bütün ateşi sönecek dudaklarının…

Ama ben o halinle bile seni terketmeyeceğim. Çünkü
benim içimde hep bugünkü gibi kalacaksın. Taptaze,
sımsıcak ve korkunç güzel! Yalnız benim gözlerimde
bir manası olacak bakışlarının. Ben yok olduğum zaman
da satırlarımda yaşayacaksın. Hiç ihtiyarlamadan,
hiç değişmeden, hiç tükenmeden… Adım adınla anılacak,
adın adımla…

Mektuplarınla resimlerini yakacak gücü kendimde
bulamasam, o zaman da kendimi yakardım. Şu herkeste
seni gören gözlerimi, şu her yerde sana koşan
ayaklarımı ve şu her zaman sana yazan ellerimi
yakardım. Tenimden yükselen alevler ta Allaha kadar
uzanır, ona çaresizliğimi anlatırdı.

Seni güçsüz, zayıf bir insan tarafından sevilmenin
hayal kırıklığına uğratmamak için, şimdi benim yerime,
senden kalanları yakacağım. Ben yaşadıkça, varlığım bütün çaresizliklere meydan okuyacak. Unutma; seni sevdiğim için ölebilirdim, seni sevdiğim için yaşayacağım.
Biraz sonra mektuplarınla resimlerni tutuşturacak bir
kibrit çöpü gibi çekiliyorum hayatından. Her şeyiyle
onu sana bırakıyorum. Hayatın senin olsun. İstersen
hayatım da.. Ama sen kendinin bile olamayacaksın
artık. Ben yaşadıkca, adım söylendikçe…

Sizde hemen vadidekizambak.net ile sohbet dünyasındaki en eğlenceli sohbetler etmek için vadinin en güzel chat sunucusu olan vadideki zambak sohbet odalarına buyrun hemen tıklayın. Sohbetteki yernizi hemen alıp doyasıya muhabbet içinde chat yapmak için aşağıdaki resme tıklayabilirsiniz. acele edin ne duruyorsunuz 🙂
images (21)

mektupsuz kalmak

Vakit, gecenin sonsuz karanlığına bürünmüş. Binbir sıkıntı sarmış benliğimi. Bir yudum su diye inleyen hasta gibi muhtacım seninle konuşmaya. Nerdesin? Uyur musun şimdi? Arasam, bir sıcacık merhabana ihtiyacım var desem; ne dersin? Kızar mısın düşüncesini aklımdan geçirmek istemiyorum.Çünkü dostumsun diye biliyorum.Elbette arayacaksın, dediğini duyar gibi oluyorum.
İçimi acabalar sardığında senin sevgi dolu gözlerini görebilsem nasıl rahatlayacağım, ama yoksun. Varlığınla beni nasıl sarıyorsun, bir bilsen. Maddeden ötesin. Hani pamuk şekeri vardır, yediğin an tadı damaklarına yayılır ama anında yok olur. Sen sakın yok olma, sevgi tadında yaşa. Beni ben yapan her ne varsa, sende de bunları gördüğüm için mi bu kadar bendesin? Bence sen, varlığındaki değerlerle sensin, bence sen ruhuma uzattığın kementle varsın. Acımdasın, sevincimde, gözyaşımda, uzanan elimin sıcaklığındasın. Uzaktayken nasıl yanımda olabiliyorsun?
Mutluluktan uçacakken seni aramak ve sevincimi paylaşmak istiyorum. Acımda ben seni arayamıyorum, yalnızlığın kalın kabuğuna çekilmek ve unutmak istiyorum dünyayı, insanları. Ama sen… sen bırakmıyorsun. O derin dehlizde karanlıklar içinde bir ışık var, o ışığa doğru bilinmez bir neden çekiyor beni. Gözyaşlarım çiçek oluyor yüzümde ışıkla. Ve ellerimde çiçeklerle çıktığımda karşımda seni buluyorum. Kimsin sen?

Sizde hemen vadidekizambak.net ile sohbet dünyasındaki en eğlenceli sohbetler etmek için vadinin en güzel chat sunucusu olan vadideki zambak sohbet odalarına buyrun hemen tıklayın. Sohbetteki yernizi hemen alıp doyasıya muhabbet içinde chat yapmak için aşağıdaki resme tıklayabilirsiniz. acele edin ne duruyorsunuz 🙂
images (21)