Cinsel Hastalıklar

Öpüşmenin Faydaları

Aşkın en gerçek, en anlamlı ve en ateşli ifadesi öpüşme. İnsan vücudunda mucize gibi değişimlere neden oluyor. Hatta bağımlılık yaratıyor. Öpüşenler diğerlerine göre daha sağlıklı yaşıyor.
Reşat Nuri Güntekin’in filmlere, dizilere konu olmuş unutulmaz eseri “Dudaktan Kalbe” bir beslemenin yaşadığı acıklı aşk öyküsünü anlatır. “Kınalıyapıncak” adı verilen besleme ile evin küçük beyinin aşkı ne yazık ki mutlu sonla bitmez.

Ama aşkta dudaktan kalbe giden yol belki de mutluluğun gerçek anahtarı. Evet “öpüşme”den söz ediyoruz. İsterseniz önce öpüşmenin kısa bir tarihine bakalım. Alman davranış bilimcisi Iraneus Eibl-Eibesfeldt, insanın atalarının çatal kaşığın henüz bilinmediği yıllarda yiyecekleri ağızlarında lapa haline getirip o şekilde bebeklerine verdiğini belirtiyor. Tıpkı kuşlar gibi…

Psikanalizmin babası Sigmund Freud’e göre ise öpüşmeyi bebekler içgüdüsel olarak yapıyor. Buna örnek olarak da bebeklerin annelerinden tutkuyla süt emmesini gösteriyor. Peki öpüşme erotik bir şekle nasıl bürünmüş? Bilim adamlarına göre Bonobo türü şempanzeler, insan benzeri dilleriyle öpüşen tek canlılar. Bir çok hareketini hayvanları taklit ederek edinen insan da bu tarz öpüşmeyi şempanzelerden öğrenmiş olmalı.

Uyuşturucu ama zararsız
Öpüşmenin dünyanın en güzel uyuşturucusu olduğunu söyleyenler de var. İçten bir şekilde yapılırsa seksten çok daha etkili ve tadı damakta kalıyor. Evet, öpüşme bir çeşit tiryakilik yaratıyor insanda. Nasıl yaratmasın ki? İnsanın bütün ruh halini, fizyolojik durumunu tamamen değiştiriyor. Bakın etkili bir öpüşme insanda neler yapıyor?

Doğal sakinleştirici?
Öpüşme sırasında harekete geçen ve endorfin adı verilen rahatlama hormonu insana herşeyi unutturuyor. Adeta bambaşka bir dünya içinde buluyorsunuz kendinizi. Dış dünyadan kopup, mutluluk içinde yüzüyor, sevgiden görmüyor, işitmiyorsunuz. Cildiniz daha sağlıklı, kaslarınız daha güçlü hale geliyor. Öpüşme sırasında yüzde bulunan 34 kas harekete geçiyor. Boyun, omuz ve kol kaslarınızın da öpüşmeyle birlikte yapılan sarılma sonucunda harekete geçtiğini düşünürseniz neden kaslarınızın daha güçlü hale geldiğini daha rahat anlarsınız.

Üstelik Zayıflatıyor
Bu kadar kas harekete geçince tabii vücuttaki fazla kalorinin yakılması için doğal bir ortam meydana geliyor. Bir saat öpüşen biri tam 500 kalori yakıyor. “Bir saat de öpüşülür mü?” demeyin ve sizde deneyin… Öpüşme sırasında organizma da canlanıyor. Ağızda oluşması muhtemel mantar ve mikropları da önlüyor. Öpüşme şoförlerde rahatlatıcı bir ilaç etkisi yapıyor. Otomobil ile yolculuk yapanlar, direksiyon başına geçmeden evvel hayat arkadaşlarıyla tutkulu bir biçimde öpüşürlerse yolculuk daha rahat ve sakin geçiyor.

Fazlası Baş Ağrısı Yapar
Ancak uzmanlar uyarıyor; öpüşmeyi fazla abartmayın, çünkü baş ağrısı yapar. Tabii burada vereceğimiz örnek çok uç ama okumanızda fayda var. İsrail’in Telaviv kentinde bir çift baş ağrısı nedeniyle kliniğe başvurur. Uzmanlar fizyolojik bir neden bulamaz. Neden sonra anlaşılır ki, çift, 29 saat olan öpüşme rekorunu kırmak için herkesin içinde 30 saat hiç durmadan öpüşmüş. Bu da baş ağrılarına neden olmuş.

Dünya nasıl öpüşüyor?
Öpüşme her kültürde farklılık gösteriyor. Örneğin Japon dilinde öpüşmenin karşılığı olan kelime yıllarca yoktu. Şimdi bile Japonlar sadece seks sırasında dudaktan öpüşüyor. Soğuk bölgelerde yaşayan Eskimolar, Laponlar ve sıcak bölge ülkesi Polinezyalılar dudaktan hiç öpüşmüyor. El öpmeyi de garip karşılıyorlar. Bazı hallerde ise öpüşmenin yerini burun sürtme yer alıyor. Burunlarını karşılıklı olarak birbirlerine süren çiftler bir çeşit koku alışverişi yapıyor. Ancak yine de öpüşmenin yerini tutmadığı kesin. Çünkü öpüşmede vücudun salgıladığı doğal maddelerin alışverişiyle sevgili daha yakından tanınıyor.
evlerde yaşamaya devam ediyor.

Pelvik Enfeksiyonlar

Pelvik enfeksiyon (halk arasında “yumurtalık iltihabı” olarak bilinir), kadının yukarı genital organlarında çeşitli mikrobiyolojik etkenler (bakteri, virüs gibi) tarafından oluşturulan bir enfeksiyondur. Bu enfeksiyonların büyük kısmı cinsel ilişkide bulaşan bakterilerle, kalan daha ufak bir kısmı ise doğum, kürtaj, veya bölgedeki ameliyat ve müdahalelere bağlı olarak (sezaryan, histerektomi (rahimin alınması), kist operasyonları) meydana gelirler.
Pelvik enfeksiyonların cinsel yolla bulaşan bakterilerle oluşan alt grubuna PID (“pi ay di” =Pelvic Inflammatory Disease) adı verilir. Pelvik enfeksiyonlar en sık bu yolla meydana gelirler.

Pelvik enfeksiyonların kadın sağlığı üzerinde çok önemli olumsuz etkileri olabilmektedir. Amerika’da kadında “kısırlık” oluşmasına neden olan etkenler arasında pelvik enfeksiyonlara bağlı Fallop tüpü tıkanıklıkları birinci sırada yer alır. Türkiye’de de sağlıklı istatistiksel veriler elde edildiğinde muhtemelen benzer bir tablo çıkacaktır.

images (21)

Rahim Agzı Kanseri Teşhis ve Tedavisi

Serviks kanseri özellikle az gelişmiş ülkelerde en çok ölüme neden olan kadın kanserlerinin başında yer almaktadır. ABD ‘de meme, kalın bağırsak, yumurtalık ve rahimiçi(endometrium) kanserinden sonra en çok görülen kanserdir. Ülkemizde ise en çok görülen kanserler arasında 7. sırayı almaktadır. Bir çok açıdan kadın cinsel organlarının en çok tartışılan kanserlerindendir;

Dökülen hücreler mikroskobik olarak incelenerek (eksfoliyatif sitoloji, pap-test,smear) kanser öncüsü hastalık düzeyinde yakalanıp tedavi edilebilir.

Kanser gelişiminde HPV ( insan siğil virüsü ) etkisi çok belirgindir. Bu yüzden HPV aşıları hem korunma hem de kanser tedavisinde umut vermektedir.

HPV’ nin cinsel yolla bulaşan bir özelliği olması serviks kanserinin de önlenmesinde cinsel davranışların düzenlenmesi , tek eşlilik ve prezervatif kullanımı gibi bir takım sosyo- kültürel önlemleri öne çıkarmaktadır.
Son 40 yılda pap-test taramaları sayesinde gelişmiş ülkelerde rahim ağzı kanserinden ölümler % 90 oranında azalmıştır.
Rahim ağzı kanserinin ortalama görülme yaşı 52’ dir. Araştırmalar kanserden 10-15 yıl önce kanser öncüsü hastalıkların sık görüldüğünü göstermektedir. Rahim ağzı kanserinin en önemli nedenlerinden biri olan HPV enfeksiyonları ve siğiller ise daha genç (30 yaş civarında) kadınlarda görülmektedir.

Rahim Ağzı Kanserinin Belirtileri :

Tüm kanserlerde olduğu gibi belirtiler ortaya çıktıktan sonra, genellikle hastalık basit tedavilerle düzelme sınırlarını aşmıştır. Genellikle kanser oluşmadan yıllar öncesinde bazı öncül hastalık aşamasında yakalanıp kolayca tedavi edilebilen rahim ağzı (serviks) kanserinde , belirtisiz olan bu dönemin tespiti daha önemlidir.

En klasik belirti tüm kadın cinsel organ kanserlerinde olduğu gibi vajinal kanamadır. Cinsel ilişkiden sonra ortaya çıkan kanamaların rahim ağzı kanserinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı gösterilmelidir.

Diğer önemli belirti klasik olarak et suyu şeklinde akıntıdır. Ancak kanlı bir akıntı olmasa da her türlü uzun süreli akıntı rahim ağzı, rahim , tüp ve vajina kanseri açısından araştırılmalıdır.

Risk Faktörleri Nelerdir:

Başlıca risk faktörü HPV’dir. HPV insanda değişik dokularda yerleşerek genellikle örtücü zarlar ve deride siğillere neden olur. Rahim ağzı kanseri olan hemen tüm hastalarda özel laboratuvar yöntemleri ile HPV DNA’sı gösterilebilirken, HPV DNA’sı taşıyan veya siğil geçiren hastaların ancak küçük bir kısmında kanser görülmektedir. HPV 100 kadar farklı DNA tipine ayrılır ve bunlardan DNA tip 16-18 en çok kansere yol açan tiplerdir. Deride görülen diğer siğillerde genellikle HPV DNA tip 1-5 sorumlu olup bu tiplerin kansere yol açması zayıf bir olasılıktır.

Sigara kullanımı, yerel olarak bağışıklık sistemini zayıflatması nedeniyle rahim ağzı kanserlerine neden olabilen bir risk faktörüdür. Bunun tek başına direkt bir etki olmayıp, HPV ‘ye direncin azalması sonucu kanser geliştiğini öne sürenler vardır.

Son zamanlarda diğer bazı cinsel yolla bulaşan hastalıkların kanser gelişimini kolaylaştırıcı rol oynadığını bildiren araştırma sonuçları artmaktadır.

Kısaca göz atacak olursak;

* Cinsel ilişkiye erken başlama
* HPV enfeksiyonları ve genital siğiller
* Sigara
* Çok eşlilik

Kanser Öncüsü Hastalık:

Rahim ağzı kanserlerinin ortaya çıkmasından uzun süre önce örtücü zarların içerisinde sınırlanmış, kendiliğinden iyileşebilen bir takım hastalıklar tanımlanmıştır. Bunlar hiçbir bulgu ve belirti vermeyen, sadece pap-test , kolposkopi ve parça alınarak tanı konulan hastalıklardır. Hafif (LGSIL) veya ağır (HGSIL) hücresel bozukluklar gösterebilirler. Uygun tanı yöntemlerini kullanarak (kolposkopi, biopsi) hastaların bu aşamada tespiti hayati önem taşımaktadır.

Tarama:

Kadın vücudunda, tarama yapılabilen, erken aşamada veya oluşmadan önce tespit edilebilen başlıca kanser rahim ağzı kanseridir. Bu tarama yöntemi, yaklaşık 70 yıldır bilinen sitolojik taramadır (pap-test, serviko-vaginal smear). Sitolojik tarama 1934 yılında Papanicoloau (bu yüzden pap-test olarak anılmaktadır) ve Babes tarafından ortaya atılmıştır.

Bu işlem, vajina ve rahim ağzından dökülen hücrelerin bir lam üzerine sürülüp ( ülkemizde bu yüzden akıntı veya sürüntü tetkiki olarak da tanımlanmaktadır), boyanarak , mikroskop altında incelenmesidir. Böylece daha ortaya çıkmadan, kansere dönüşebilecek hücreler tespit edilip, doku örneği alınarak kanser öncüsü hastalık veya rahim ağzı kanseri çok erken aşamada tespit edilebilir.

Bu aşamada hastalar, basit, ucuz yöntemlerle ve çok yüksek başarı şansı ile tedavi edilebilirler. Sürüntü alınması (pap-test) jinekolojik muayene sırasında çok kısa bir süre alan ve ağrısız, kadının hiç farketmeyeceği bir işlemdir.

Son 40 yılda gelişmiş ülkelerde, düzenli olarak sitolojik tarama yapılması sonucu, rahim ağzı kanserinden ölüm oranı %90 azalmıştır. Taramada temel olan, yakınması olsun veya olmasın, her kadının pap-test yaptırmasıdır. Çünkü bu yöntem yakınmaları olan, rahim ağzı kanserinden şüphelenilen kadınlarda uygulanan bir tanı yöntemi değildir.

Herhangi bir sağlık kurumunda en ücra sağlık ocaklarında bile alınabilen sürüntüler , bir patoloji kliniğine gönderilip (kargo, posta) burada anormal hücreler araştırılabilir. Anormal hücreler tespit edilirse, hasta ayrıntılı araştırmalar yapılabilen bir merkeze gönderilebilir. Yani tarama yapmak her koşulda mümkün olabilir. Yeni sitolojik örnek toplama ve boyama yöntemleri bulunsa da, herkesin taranması ve sürüntüde anormal hücre görülenlerin tanı için araştırılması kavramı değişmemiştir. Her ülke kendi sağlık politikalarını belirleyip uygun bir tarama programı belirlemelidir. Ülkemizde halen herkesin kabul ettiği bir tarama programı yoktur. Tarama sıklığı ve taramaya başlama yaşı açısından bazı risk faktörleri ve koşullar aşağıda sıralanmıştır.

Yüksek Riskli Grup:

* HPV enfeksiyonu (cinsel organlarda siğilleri halen veya geçmişte olmuş olması
* Çok eşlilik (kadın ve/veya eşi)
* Sigara
* Erken yaşlarda cinsel ilişkiye başlama(20 yaştan önce)

Düşük Riskli Grup:

* Tek eşlilik
* Bekarlık

Düşük risk grubunda ilk cinsel ilişkiden sonra pap-test yapılır ve her yıl test tekrarlanır. 2-3 kez pap-test normal olarak bulunursa en az 65 yaşına kadar 2-3 yıl aralarla pap-test yapılmaya devam edilmelidir.

Yüksek riskli grupta tarama için her yıl pap-test yapılmalıdır.Kadınların 65 yaşından sonra da taramaya devam etmeleri halinde rahim ağzı kanserinden ölüm oranları %60 kadar daha azalmaktadır.

Tarama sonuçları anormal bulunan hastalar jinekoloğun önerileri doğrultusunda hafif derecede hücresel anormallikler için tekrarlayan pap-test yaptırabilirler. Hafif veya ağır hücresel anormallikler tespit edilen hastalar direkt olarak kolposkopi denilen bir mikroskopla muayene ve gerekirse parça alınmak (biopsi) için bir kolposkopi kliniğine gönderilebilirler. Böylece kesin tanı ve gerekirse uygun tedavi planlanır.

Tedavi Süreci:

* Cerrahi
* Radyoterapi (Işın)
* İlaç tedavisinden (kemoterapi) oluşur.

Erken kanserlerde çok özel durumlarda (genç ve çocuk isteği olan hastada) küçük operasyonlar yapılabilir. Ancak çok fazla komşu organlara yayılmamış hastalıkta cerrahi tedavi ile rahim ve etrafındaki bağlar, tüpler, yumurtalıklar, vajinanın üst kısmı ve karından bir kısım lenf bezeleri çıkarılır. Cerrahiden sonra veya önce komşu organ yayılmaları tespit edilirse hastaya cerrahiyi takiben veya cerrahi işlem yapılmadan radyoterapi uygulanır. İlaç tedavisinin yeri az olup bu konuda yeni çalışma ve araştırmalar sürmektedir.

5 yıl sağ yaşama şansı evrelere göre değişmekte olup erken dönemde %90’larda iken hastalık ilerlemiş, lenf bezelerine yayılım olmuşsa %15-20’lere kadar düşer.

images (21)

Rahim Agzı Kanseri

Serviks kanseriservikal kanser ya da rahim ağzı kanseri,rahim ağzının (servikal alanın) habis (kötücül) kanseridir. Serviks kanseri, epitelden köken alan habis tümör, yani karsinomdur. İlk belirtisi vajinal kanama olabilir, ama iyice ilerleyene kadar bir belirti göstermeme durumu da söz konusudur. Tedavisi, erken evrelerdeameliyat, ileri aşamalarda kemoterapi ve radyoterapidir.

Serviks kanseri; dünya üzerinde her 2 dakikada bir kadının ölümüne neden olan ve değişik ülkelerde yapılan çalışmalarda kadınlardameme kanserinden sonra en sık görülen ikinci kanserdir.

“Papanicolaou smear” (PAP smear) testi ile serviks kanseri oluşumu öncesi değişikliklerin tanınması mümkün olmaktadır. Serviks tarama çalışmalarının rutin olarak kullanıldığı ülkelerde invaziv serviks kanseri oranı %50’den fazla azalmıştır.

Epidemiyolojik çalışmalar serviks kanseri için majör risk faktörününinsan papilloma virüs (Human Papilloma Virus ‘den kısaltma HPV olarak anılır) enfeksiyonu olduğunu göstermektedir. Serviks kanseri – HPV enfeksiyonu ilişkisi, akciğer kanseri – sigara ilişkisinden daha sıkı bir ilişkidir. Serviks kanser vakalarının hemen hepsinin (%99,7) gelişmesinde HPV enfeksiyonunun gerek şart olduğu bulunmuştur. Morbidite ve mortalite oranları çok yüksek olan bu kanserden korunmada HPV aşısının geliştirilmiş olması büyük öneme haizdir. Serviks kanserinin %70’ine neden olan iki HPVsuşuna karşı geliştirilmiş bir aşı, AB ve ABD pazarları için lisanslanmıştır. Bu aşı, sadece en sık görülen virüs tiplerine karşı etkili olduğu için, aşılanan kadınların PAP smear taramasına devam etmeleri önerilmektedir.

images (21)

Gardnerella Vajiniti (Bakteriyel Vaginosis)

Bu vajinit türü vajinanın normal bakteri florasının doğal bileşeni olan ve vajinayı enfeksiyonlara karşı koruyan laktobasil bakterilerinin sayıca azalması ve bunların yerini başta Gardnerella Vaginalis olmak üzere diğer bazı bakterilerin almasıyla oluşur.

“Flora” vücudun mukozalarında (bağırsak, ağız, burun, vajina) ortama zarar vermeden ve hatta bazı önemli işlevleri yerine getirmek için bulunan bakterilerin oluşturduğu topluluktur.

Gardnerella, vajinada laktobasiller sayıca normal olduğu sürece çoğalma gücüne sahip değildir.

Vajinanın doğal bakteriyel ortamını oluşturan laktobasillerin sayıca azalmasına neden olan etkenler tam olarak bilinmemekle birlikte sık cinsel ilişki, vajinanın içinin yıkanması gibi etkenlerin önemli rolü olduğu düşünülmektedir.

Gardnerella vajiniti vajinitler arasında en sık görülendir ve direkt cinsel yolla bulaştığıdüşünülmemektedir.

Bu vajinit türünün en sık görülen belirtisi sarı-gri renkli akıntı ve özellikle cinsel ilişkiden sonra belirginleşen kötü kokudur. Bu koku çoğu durumda balık kokusuna benzer.

Gardnerella vajiniti gerek genital hijyeni bozması nedeniyle gerekse pelvik enfeksiyon riskini artırması, gebelik döneminde erken doğum tehdidi, suların erken gelmesi, doğum sonrası enfeksiyon oluşumu gibi sorunlara neden olabilmesi nedeniyle mutlaka tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Tedavi için fitil ve tablet şeklinde ilaçlar kullanılmaktadır.

images (21)

Trikomonas Enfeksiyonu

Trichomonas Vaginalis kuyruklarıyla hareket eden ve vajinal ortamda kolaylıkla üreyerek vajinit yapabilen bir parazittir. Bu mikroskopik parazitin cinsel yolla bulaştığı düşünülmektedir. Henüz yeterince kanıtlanmamış olmasına karşın ortak kullanılan tuvaletlerden, havlulardan ve iç çamaşırlardan, havuzdan da bulaştığı düşünülmektedir.

Trikomonas vajinitinin en sık görülen belirtileri sarı, köpüklü, kötü kokulu bol vajinal akıntı ve sıklıkla vulvada (genital bölgenin dış kısmında) kaşıntıdır.

Trikomonas vajiniti sıklıkla altta anlatılacak olan Gardnerella vajiniti ile birlikte bulunur.

Tedavide fitil veya tablet şeklindeki ilaçlardan faydalanılır.

Trikomonas enfeksiyonu sıklıkla belirti vermeyen bir enfeksiyon türüdür. Mantar enfeksiyonunun aksine hiçbir şikayeti olmayan bir kadının muayenesinde tesadüfen saptandığında da mutlaka tedavi edilmesi önerilir. Bunun nedeni bu enfeksiyonun cinsel ilişkide kolaylıkla diğer tarafa bulaşabilmesidir. Trikomonas enfeksiyonunun gebelik döneminde suların erken gelmesine ve erken doğum tehdidine neden olduğu da düşünülmektedir.

Trikomonas vajiniti cinsel yolla bulaşan hastalıklar grubunda yer aldığından kadının eşinin de tedavi edilmesi önemlidir. Trikomonas enfeksiyonu taşıyan bir erkek çoğunlukla hiçbir hastalık belirtisi göstermez ve tek bir ilişkide bile enfeksiyonu eşine kolaylıkla bulaştırabilir

Enfeksiyondan korunmada cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunma önlemlerine uyulması çok önemlidir. Ortak kullanıma açık tuvaletlerde dikkatli olmak, iç çamaşır ve havlu gibi özel eşyaları başkalarıyla paylaşmamak ve “temiz” olduğundan emin olunmayan havuzlara girmemek uyulması gereken diğer kurallardır.

images (21)

Kronik Mantar Enfeksiyonu

Bazı kadınlarda alt genital bölgede inatçı kaşıntılar meydana gelmiş ve bu kaşıntılar defalarca mantar enfeksiyonu tanısıyla tedavi edilmeye çalışılmış olabilir. Kronik mantar enfeksiyonu gerçekte çok ender görülen bir durumdur. İleri incelemelerde bu kadınların çoğunda dış genital bölgede gerçekte bir allerjik reaksiyon veya ciltte enfeksiyona bağlı olmayan bir dermatit durumu söz konusudur. Böyle bir durumda mantar ilaçlarıyla belirtilerin geçirilmesi mümkün olamamaktadır.

images (21)

Genital Mantar Enfeksiyonu

Kadınların yaklaşık %75’i hayatlarında en az bir kez, önemli bir kısmı ise senede iki veya daha fazla vajinal mantar enfeksiyonu atağı geçirirler. Gebelik, doğum kontrol hapı kullanımı, uzun süren antibiyotik kullanımı ve tedavi edilmemiş şeker hastalığı mantar enfeksiyonunu kolaylaştıran etkenlerdir.

Candida Albicans veya Torulopsis Glabrata adı verilen iki mantar türünün neden olduğu bu vajinit türünün en sık görülen bulgusu vulva ve vajinada yoğun kaşıntıyla birlikte peynir kesiği şeklinde, beyaz renkli, kokusuz akıntıdır. Bazen akıntı çok yoğun olabilir. Dış genital bölgede enfeksiyonun kendisine ve kaşıntıya bağlı olarak kızarıklık ve ödem oluşmuş olabilir. Bazı durumlarda kaşınmanın yarattığı tahriş idrar yaparken yanmaya neden olabilir. İleri durumlarda vajinal mantar enfeksiyonları ilişki esnasında ağrıya da neden olabilmektedirler.

Bu şikayetlerle başvuran bir kadında tanı koymak kolaydır. Gerektiği durumlarda vajinal salgı örneklerinde mantarı görmek veya kültürde mantarı üretmek gerekebilir.

Bazı durumlarda hiç bir şikayeti olmayan bir kadının genel jinekolojik muayenesinde veya alınan papsmear örneğinde mantar saptanabilmektedir. Böyle bir durumda doktorların bir kısmı mutlak tedavi önermekte, bir kısmı ise şikayet yaratmayan mantarlara ilaçla müdahale etmenin gerekli olmadığı görüşünü taşımaktadırlar. Hangi yaklaşımın doğru olduğu net olarak bilinmemekle birlikte mantarların vajinada hiçbir belirti yaratmadan yıllarca yaşayabildiği bilinmektedir. Dahası, şikayet yaratmayan bu mantar hücrelerini genital sistemden atmaya çalışmak kadını sonraki yaşamında mantar enfeksiyonundan muaf tutmamaktadır. Tekrarlayıcı özelliği olmayan (sık ortaya çıkmayan) genital mantar enfeksiyonu cinsel yolla bulaşan bir hastalık olarak kabul edilmez. Tekrarlayan mantar enfeksiyonlarında ise eş tedavisi başarılı sonuç verebilmektedir.

Mantar enfeksiyonunun tedavisinde günümüzde çok sayıda ilaç seçeneği bulunmaktadır. Hafif enfeksiyonlarda vajinaya fitil uygulaması, vulvaya krem uygulaması şeklinde tedavi önerilmekte, daha ağır enfeksiyonlarda veya fitil kullanamayanlarda ise tek dozlu ilaçlarla tedavi çoğu durumda başarılı olmaktadır.

Tekrarlayıcı enfeksiyon durumunda öncelikle mantar enfeksiyonunu kolaylaştıran etkenler göz önünde bulundurulmakta ve tek doz tedavi yerine uzun süreli tedaviler tercih edilmektedir.

Mantar enfeksiyonu geçiren kadınlarda eş tedavisinin gerekli olup olmadığı tartışmalı olmakla birlikte, mantar enfeksiyonunun esasen kadın genital sisteminin bölgesel bağışıklığının geçici olarak azalmasına bağlı olarak oluştuğu gerçeği göz önünde bulundurularak bu tedavinin gereksiz olduğu düşünülmektedir. Bu konuda doktorların yaklaşımları farklı olabilir.

Tedaviye cevap en erken 2. günde alınabildiğinden şiddetli kaşıntı nedeniyle günlük yaşamı olumsuz etkilenmiş kadınlarda bölgesel kaşınma belirtisini ortadan kaldırmak için ek ilaçlar kullanmak gerekebilir.

images (21)

Vajinit

Vajinitler yani vajinanın enfeksiyonları mantar, parazit veya bakteri enfeksiyonlarına bağlı olarak meydana gelirler. Bazı durumlarda bu etkenlerin ikisi veya tümü birden beraberce enfeksiyon yaratırlar. Vajinitler bu sitede bir konu başlığı olarak yer almalarına karşın, tümü cinsel yolla bulaşmazlar.

images (21)

HSV den Korunmak

HSV enfeksiyonu büyük oranda cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için alınması gereken önlemler (şüpheli kişilerle ilişkide bulunmamak, şüpheli durumlarda prezervatif kullanma gibi) HSV enfeksiyonundan korunmada önemlidir. Baba adayının HSV enfeksiyonu geçirmesi durumunda en etkili korunma yolu lezyonlar tümüyle ortadan kalkana kadar cinsel ilişkide bulunmamak ve genel hijyen kurallarına tümüyle uymaktır.

images (21)